Türk Devletini Yönetmeye Hazırlanan Kaymakam Neden İngiltere’ye Gönderiliyor?
Bir Gelenek mi, Bir Zorunluluk mu, Yoksa Cevap Bekleyen Bir Sistem Tartışması mı?
Üstelik; Türkiye’deki kaymakamlık sistemi İngiliz yerel yönetim sisteminden değil, Fransız merkezi idare modelinden etkilenmiştir.
Ve evet; Bugünkü anlamıyla çağdaş yerel yönetim sisteminin temelleri İngiltere’de atılmıştır. Ama her yıl akın akın Türkiye’de eğitim gören KAYMAKAMLARI İngiltere’ye gönderme mevzuunu bir türlü içimde öğütemiyorum!

Türkiye, yaklaşık iki bin yıllık devlet geleneğine sahip köklü bir idare anlayışının mirasçısıdır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide devlet yönetimi, liyakat esasına dayalı olarak şekillenmiş; özellikle mülki idare amirliği sistemi, devletin en önemli yönetim okullarından biri olmuştur.
Kaymakamlık mesleği de bu sistemin en kritik halkalarından biridir.
Bugün bir kaymakam olmak isteyen kişi yıllarca eğitim alıyor, zorlu sınavlardan geçiyor, mülakatlara katılıyor, “Kaymakam Adayı” olarak atanıyor, tecrübeli bir kaymakamın yanında refiklik yapıyor, ardından kaymakam vekilliği görevini üstlenerek sahada yetişiyor.
Bütün bunlar son derece anlaşılabilir…
Ancak kamuoyunda uzun yıllardır merak edilen bir konu var.
Kaymakam adayları neden yurt dışına gönderiliyor?
Üstelik çoğu zaman İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerine…
Bu uygulamanın amacı nedir?
Gerçekten zorunlu mudur?
Yoksa yıllardır sorgulanmadan devam eden bürokratik bir gelenek midir?
İşte cevap bekleyen asıl sorular burada başlıyor.
Türkiye’yi Yönetecek İdareci Neden Başka Bir Ülkede Yetiştiriliyor?
Kaymakamın görev yapacağı yer…
Hakkâri…
Artvin…
Şanlıurfa…
Edirne…
Kars…
Muğla…
Yani Türkiye’nin her köşesi…
Peki Türkiye’nin idari yapısını yönetecek bir bürokratın eğitim sürecinin önemli bir bölümünü neden İngiltere’de geçirmesi tercih ediliyor?
İngiltere’nin yerel yönetim sistemi ile Türkiye’nin idari yapısı birbirine ne kadar benziyor?
İngiltere’de valilik sistemi yok.
Kaymakamlık sistemi yok.
Merkezi idare anlayışı tamamen farklı.
Yerel yönetimler farklı bir hukuk düzeni içinde çalışıyor.
O halde…
Türkiye’nin mülki idare sistemine hazırlanacak bir aday için bu deneyimin somut katkısı nedir?
Hukuki Bir Mecburiyet mi?
İlk sorulması gereken konu budur.
Acaba;
- Anayasa’da böyle bir zorunluluk var mı?
- 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu böyle bir şart getiriyor mu?
- Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde buna ilişkin bağlayıcı bir hüküm bulunuyor mu?
- İçişleri Bakanlığı’nın eğitim yönetmeliklerinde bu uygulama açıkça zorunlu tutuluyor mu?
Bilindiği kadarıyla kaymakam adaylarının meslek öncesi eğitimleri ve yetiştirilmeleri, ilgili mevzuat çerçevesinde Bakanlık tarafından planlanmaktadır. Bu kapsamda yurt dışı eğitimi dönem dönem programın bir parçası olarak uygulanmıştır. Ancak bunun her dönem, her aday ve her ülke bakımından değişmez bir zorunluluk olduğu söylenemez. Eğitim programlarının kapsamı idari düzenlemelerle güncellenebilmektedir.
Dolayısıyla tartışılması gereken nokta, “yurt dışı eğitimi olsun mu olmasın mı?” sorusundan çok, hangi amaçla, hangi ölçütlerle ve hangi kamu yararı gerekçesiyle planlandığıdır.
Kamu Kaynağı Kullanılıyorsa Kamuoyu Bilgilendirilmeli
Bir diğer önemli konu ise mali boyutudur.
Yurt dışına gönderilen her kaymakam adayının;
- uçak bileti,
- konaklaması,
- günlük harcırahı,
- eğitim giderleri,
- yabancı dil eğitimi,
- diğer masrafları
kamunun bütçesinden karşılanmaktadır.
Bu noktada şu soruların sorulması doğaldır:
Bu programların toplam maliyeti nedir?
Her yıl kaç kaymakam adayı gönderilmektedir?
Eğitim sonunda başarı kriterleri nelerdir?
Hazırlanan raporlar kamuoyuna açıklanmakta mıdır?
Bu programların Türkiye’deki kamu yönetimine ölçülebilir katkısını ortaya koyan bilimsel çalışmalar var mıdır?
Şeffaf kamu yönetimi anlayışı gereği, bu tür soruların cevaplandırılması kamuoyunun bilgi edinme hakkının bir parçasıdır.
Aynı Eğitim Türkiye’de Verilemez mi?
Türkiye bugün;
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde,
İçişleri Bakanlığı bünyesinde,
üniversitelerinde,
Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi alanındaki akademik birikimden yararlanabilecek kurumlarında,
kamu yönetimi alanında ciddi bir bilgi birikimine sahiptir.
O halde şu soru da önemlidir:
Kaymakam adaylarının ihtiyaç duyduğu yönetim, kriz yönetimi, afet koordinasyonu, liderlik, iletişim ve kamu yönetimi eğitimlerinin tamamı veya önemli bir bölümü Türkiye’de, yerel uygulamalarla desteklenerek daha etkin biçimde verilebilir mi?
Bu soru, sistemin eleştirisinden çok sürekli iyileştirilmesine yönelik meşru bir değerlendirme alanıdır.
Dünyayı Görmek Ayrı, Sistemi Kopyalamak Ayrıdır
Hiç kuşkusuz kamu yöneticilerinin farklı ülkeleri görmesi, yabancı dil geliştirmesi ve farklı yönetim modellerini incelemesi önemli kazanımlar sağlayabilir.
Ancak asıl mesele şudur:
Amaç, farklı uygulamaları analiz ederek Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun çözümler üretmek midir?
Yoksa yıllardır devam eden bir uygulamayı, günümüz şartlarında yeniden değerlendirmeden sürdürmek midir?
Kamu yönetiminde her uygulamanın belirli aralıklarla etkinlik, verimlilik ve kamu yararı açısından gözden geçirilmesi, çağdaş yönetim anlayışının doğal bir gereğidir.
Son olarak;
Konuyu yıllardır sorgularım kafamda ve bir gazeteci olarak sorduğum bir sorunun yanıtına cevap arama gereği duydum!
Sorular sormak, devlet kurumlarını yıpratmak değildir.
Tam tersine…
Güçlü devletler, sorgulanabilen kurallarla daha da güçlenir.
Türkiye’nin mülki idare sistemi, köklü geçmişiyle önemli bir değerdir.
Ancak her uygulama gibi, eğitim süreçleri de zamanın ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilmeye açıktır.
Bugün cevap bekleyen temel soru şudur:
Türkiye’yi yönetecek kaymakam adaylarının yurt dışı eğitim programları, günümüz ihtiyaçları ve kamu yararı açısından nasıl bir etki üretmektedir?
Eğer kaymakamlık sistemi esas olarak Fransız idare geleneğinden besleniyorsa, eğitim programlarında neden uzun yıllardır İngiltere gibi farklı bir yerel yönetim modelinin tercih edildiği sorusu araştırmaya değer bir kamu politikası tartışmasıdır. Ancak bunun tek başına yanlış olduğu sonucuna varılamaz; amaç, farklı ülkelerin kamu yönetimi uygulamalarını karşılaştırmalı olarak inceletmek de olabilir. Bu nedenle bu konu, veriler ve resmi gerekçeler ışığında değerlendirilmelidir.
Bu sorunun verilerle, şeffaflıkla ve hukuki çerçevesi ortaya konularak cevaplanması; hem kamu yönetimine duyulan güveni artıracak hem de bu önemli mesleğin yetişme sürecine ilişkin kamuoyundaki soru işaretlerini azaltacaktır.
Ama şu soruyu sormadan edemeyeceğim!
BİZ NE ARA EZİLDİK?
BİZ EZİK MİYİZ?
BİZ İNGİLİZ MİYİZ?
NEDEN BİZE AİT BİR YÖNETİM SİSTEMİMİZ YOK?
YA DA VAR MI? BİLMEM! BİLEN VAR MI?
