Doğru vallahi…
Ben tam altı yıl mayın tarlasında Rus ruleti oynadım.
Kentte yaptığı işlerle bilinen, çoğunluğun sevdiği bir gazeteciydim.
Bir gün geldiler,
“Siyasete gir. Sen olmazsan olmaz” dediler.
Sonradan anladım ki ihtiyaç duydukları ben değil, benim markamdı.
Bir hisle, bir hevesle girdim siyasete.
Ama ne giriş…
Duvara çarpmakla kalmadım, üstümden adeta tır geçti.
Baskın seçim geldi.
“Madem aktif siyasetteyim” dedim,
hop diye milletvekili aday adayı oldum.
Oldum olmasına ama partide söz sahibi olan, hanım hanımcık ambalajlı kadınlar ve efendi beyler durmadan beni ezmeye başladı.
“Sen siyaseti bilmezsin.”
“Siyasetin kitabını biz yazdık.”
“Sakın şu iki kişinin sözünden dışarı çıkma…”
Vıdı, vıdı, vıdı…
Neye uğradığımı şaşırdım.
Ağzımı açsam susturuluyorum.
Çalışmak istesem, “Çalış ama SUS” diyorlar.
İyi de ben yıllarımı sokakta geçirmiş bir gazeteciyim.
Travestiden din görevlisine, iş insanından öğretmene, hırsızdan dolandırıcıya kadar herkesle dirsek temasım olmuş.
Niye susayım?
İstediklerini konuşmadığım için,
yanlışlarına tahammül edemediğim için,
susmadığım için…
Oldum “tu kaka”.
Tenhada söylediklerini kalabalıkta inkâr edenlerle tanıştım o günlerde.

Listeler Açıklandığında Kopan Fırtına
Listeler açıklandı.
Sıralamada kadın adaylar arasında birinci sıradaydım.
İşte o an kızılca kıyamet koptu.
Koca ve baba kontenjanından gelen partili teyzeler, parti içindeki erkeklerin desteğini de alarak ayağa kalktı:
“Bu kimmiş?”
“Siyasette emeği yokmuş!”
“Milletin 30 yıl siyaset yapıp olamadığı yere bu nasıl gelirmiş?”
Be hey hadsizler…
Siz yıllarca STK’larda, partilerde eşlerinizin yanında yer kapma kavgası verirken, ben Bursa’da her alanda canlılar için ses oluyordum.
Sahada Halk var, Partide Duvar
Seçim çalışmaları başladı.
Gazetecilikte bir kural vardır:
Haberi doğrula, bekletmeden servis et.
Ben de öyle yapıyorum.
Ama ortalık buz kesiyor.
Yüzlerde kızarmalar, morarmalar…
Dediler ki:
“Siyasette bildiklerini hemen söylemek yok. Zamanı gelince… belki!”
Dağ tepe geziyoruz.
İnsanın olduğu her yere gidiyoruz.
Yıllardır yaptığım şeyler…
Tanıyanlar çok.
Partimi desteklemeseler bile sarılanlar, öpenler, elimi bırakmayanlar…
Ama bundan da rahatsız olan abiler, ablalar var.
Neden?
Çünkü ben kimim ki…
Arkamda koca desteği yok.
Baba desteği yok.
Para desteği yok.
Kimim ki ben?
Mayın tarlasında olduğumun farkındayım ama yine de mutluyum.
Niye?
Çünkü sahada halkla birlikteyim.
Belki de yaşadıklarımı bir gün kitap haline getiririm.
Siyasette Sevgi Yok, Hesap Var
Siyasette kimse kimseyi gerçekten sevmiyor.
Bağlar ya hemen kopuyor ya da bir süre sonra çözülüyor.
Kadını evinde seven ama sokakta ve siyasette tahammül edemeyen erkekler…
Saha çalışmalarında ben varsam,
“O kadın olmasın” diyenler…
Hayatımın hiçbir döneminde gözyaşlarım bu kadar akmamıştı.
Duyuyorum.
Şahitler var.
Kirli düşüncelerini biliyorlar ama susuyorlar.
Ama ilahi adalet büyük…
Bir gün onların kadına bakışını tüm Türkiye gördü.
Seçim Gecesi Verdiğim Karar
Genel seçim sabahı geldi.
Oylama bitti.
İlçe binasının merdivenlerinden çıkarken, bugün o partinin ilçe başkanı olan kişiye ve yanındakilere dedim ki:
“Ben milletvekili olursam bir dönem yaparım.
Bir daha siyaset bana göre değil.”
Çok şükür Bursa halkı beni seçmedi.
Milletvekili olmadım.
O dönemki il başkanına artık sadece üye olarak kalacağımı söyledim.
“Ülke için çalışacağız” dediler.
“Daha yolun başındasın” dediler.
“Siyaset bırakılmaz” dediler.
Dediler de dediler…
Ve ben kendimi yine mayın tarlasının ortasında buldum.
Tecrübeyle Gelen Mesafe
Bu kez tecrübeliydim.
Ülkem için siyaset yapacaksam,
hiçbir yere aday olmayacaktım.
İl, ilçe yönetimi…
Meclis üyeliği…
Milletvekilliği…
Hiçbiri yok.
Sadece sahada çalışacaktım.
Kendime verdiğim sözü tuttum.
Asla aday olmadım.
Ama siyasette dön baba dönmeye alışık olanlar, beni hep engel olarak gördü.
Çalışırken bile bana ve benim gibi masumlara Rus ruletini çevirmeye devam ettiler.
Kapalı Kapıların Ardındaki Gerçek
Hiç unutmam…
Sahada kadınlara övgüler dizen erkekler,
partiye dönünce kapalı kapılar ardında kadınlara demediklerini bırakmazdı.
Net ve kesin:
Kadını ev dışında görmeye tahammül edemiyorlardı.
Kadınlar, siyasette mobbing nedeniyle görevlerini yerine getirirken sistematik baskıya, dışlanmaya, küçümsenmeye ve yıldırmaya maruz kalıyor.
Bu yüzden aktif siyasetten uzaklaşıyorlar.
“Hiç mi doğru bir şey yoktu?” diye sorabilirsiniz.
Elbette vardı.
Doksan kötünün yanında on iyi vardı.
Ama ben tercihini yaptım.
Bir daha aktif siyaset mi?
Tövbeler tövbesi…
Çekildim kendi köşeme.
![]()
