DEDİM! CHP’Lİ DEĞİLİM AMA BU ÖZGÜR ÖZEL’DE BİR İŞ VAR DEDİM…SONRA DEDİM Kİ! EY GİDİ KILIÇTAROĞLU KASETLE GELDİN AMA BAK AYAK OYUNLARIYLA SANA BAY BAY DEDİLER…NE OLDU? DEDİM!
TÜRK SİYASETİNE YUKARIDAN BAKAN BİR GAZETECİ OLARAK ŞİMDİ DE DİYORUM Kİ;
CHP’DE “MUTLAK BUTLAN” GÖLGESİ HAVAYI SOĞUTUR BABACIMMMMM…
Siyasette bazen seçim kaybedilir, bazen koltuk…
Ama en ağır yenilgi, meşruiyetin kaybedilmesidir.
Bugün CHP’de tartışılan konu yalnızca bir genel başkan değişimi değildir. Tartışılan şey; şaibe iddialarıyla, kulis mühendisliğiyle ve siyasi hesaplarla şekillendiği öne sürülen bir sürecin partinin iradesini kirletip kirletmediğidir. Eğer ortada gerçekten “mutlak butlan” sayılacak bir hukuksuzluk varsa, o zaman mesele yalnızca Özgür Özel’in koltuğu değildir; mesele, CHP tabanının iradesine kimlerin gölge düşürdüğüdür.
Özgür Özel bugün koltukta olabilir. Ancak siyasette koltuğun gücü, arkasındaki vicdani ve siyasi meşruiyet kadar değerlidir. Şayet delegelerin iradesi manipülasyonlarla yönlendirilmiş, parti içi hesaplarla süreç dizayn edilmişse, o koltuk artık siyasi başarıyı değil, tartışmayı temsil eder.
Daha da çarpıcı olanı ise buna sessiz kalanlardır.
Çünkü siyasette bazen yanlışı yapan kadar, o yanlışa göz yumanlar da sorumludur. “Değişim” sloganlarıyla yola çıkıp eski alışkanlıkların daha sertini uygulayanlar, bugün CHP seçmenine en büyük hayal kırıklığını yaşatıyor. Demokrasi nutukları atanların, iş kendi koltuklarına gelince hukuk yerine hesap kitap yapması ibretliktir.
Kemal Kılıçdaroğlu için mesele artık kişisel bir geri dönüş meselesi olmaktan çıkmıştır. Bu tablo, doğrudan doğruya “partide irade gaspı var mı yok mu?” sorusuna dönüşmüştür. Eğer mahkeme ya da hukuk, sürecin sakat olduğunu ortaya koyarsa, bu yalnızca bir iade kararı olmayacak; aynı zamanda CHP yönetimine vurulmuş ağır bir siyasi tokat olacaktır.
Çünkü demokrasi; işine geldiğinde alkışlanan, işine gelmediğinde rafa kaldırılan bir vitrin süsü değildir.
Hukuk; yalnızca rakiplere karşı kullanılan bir sopa hiç değildir.
Bugün CHP’de yaşanan kriz, aslında Türkiye siyasetinin kronik hastalığını yeniden gösteriyor:
“Şeffaflık isteyenlerin, kendi odalarını karanlıkta bırakması.”
Ve seçmen artık bu karanlığı görüyor.
![]()
