Reklam Bölümü
WTHA

Bültenimize abone olun, Gündemden haberdar olun!

Abone olduğunuzda WorldTürk'ün Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş olursunuz.
CANLI YAYIN

Akdeniz Belediyeler Birliği Şubat Ayı Eğitim Toplantısı Burdur’da Gerçekleştirildi

Akdeniz Belediyeler Birliği’nin şubat ayı eğitim toplantısı, Burdur Belediyesi Konferans ve Sergi Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, deprem gerçeği ve yerel yönetimlerin sorumlulukları bilimsel veriler ışığında değerlendirildi.

Akdeniz Belediyeler Birliği’nin şubat ayı eğitim toplantısı, Burdur Belediyesi
Konferans ve Sergi Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, deprem gerçeği ve
yerel yönetimlerin sorumlulukları bilimsel veriler ışığında değerlendirildi.


Burdur Belediyesi Konferans ve Sergi Salonunda düzenlenen eğitim toplantısına Burdur
Valisi Tülay Baydar Bilgihan, Burdur Belediye Başkanı ve Akdeniz Belediyeler Birliği
Başkan Vekili Ali Orkun Ercengiz, Yeşilova Belediye Başkanı Okan Kurd, Burdur İl
Özel İdaresi Asım Ertilav, Burdur İl Afet ve Acil Durum Müdürü Teymen ŞİMŞEK,
Belediye Başkan Yardımcıları, Belediyelerden katılan personeller katıldı
Akdeniz Belediyeler Birliği koordinasyonunda, “Bilimsel Yaklaşımlarla Depremi
Anlamak, Geleceği Planlamak – Burdur Ölçeğinde Risk, Hasar ve Dayanıklılık” başlıklı
panel kapsamında; deprem riskleri, yapı güvenliği, güncel yönetmelikler ve yerel
yönetimlerin rolü bilimsel bir çerçevede ele alınacak, daha dirençli kentler için
değerlendirmeler yapıldı


Açılış konuşmasını yapan Burdur Belediye Başkanı ve Akdeniz Belediyeler Birliği
Başkan Vekili Ali Orkun Ercengiz “Deprem gerçeği, hiçbir zaman unutmamamız
gereken bir olgudur. Çünkü yaşadığımız coğrafya, depremlerle yüzleşen bir coğrafyadır.
Anadolu’nun her bir karışı bu gerçekle iç içedir. Üzerinden iki yıl geçti, artık üçüncü
yüzyıldayız. Ancak ne yazık ki hâlâ bu gerçeğin bedelini ağır şekilde ödemeye devam
ediyoruz. Biliyorsunuz, 6 Şubat depremlerinde 11 ilimiz büyük bir yıkıma uğradı. Maddi
ve manevi hasarların etkisini hâlâ tam anlamıyla telafi edebilmiş değiliz. Binlerce
vatandaşımızı kaybettik, milyonlarca insanımız derin bir acı ve büyük bir psikolojik
travma yaşadı. Bu nedenle deprem gerçeğini aklımızın bir köşesinde değil, tam
merkezinde tutmak zorundayız. Bulunduğumuz bölgeye baktığımızda da tarih boyunca
büyük depremler yaşandığını ve belli periyotlarla tekrarlandığını görüyoruz. Fethiye’den
başlayarak Isparta ve ilçelerine kadar uzanan, hâlâ diri olan dinamik bir fay hattı
üzerinde bulunuyoruz. Bu da bizlere açık bir sorumluluk yüklüyor. Depremi bir afete,
bir felakete dönüştüren unsur ise elbette insan davranışlarıdır. Deprem bir doğa olayıdır;
onu yıkıma dönüştüren, insanın doğayla uyumsuz hareket etmesidir. Tarih bize şunu
göstermiştir: İnsan, doğayla mücadele etmek yerine onunla uyum içinde yaşamayı
başardığı her dönemde başarılı olmuştur. Doğanın kurallarına göre yaşamayı
içselleştiren toplumlar ayakta kalabilmiştir. Biz de belediye olarak geçmişten bugüne ne
yaptığımızı ve bundan sonra ne yapmamız gerektiğini bu bakış açısıyla değerlendirdik.
Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra yapı stokumuzu ciddi şekilde ele aldık. Çünkü
elimizdeki yapı envanterini doğru ölçmeden, analiz etmeden sağlıklı kararlar almamız
mümkün değildi. Teknik arkadaşlarımız ve başkan yardımcımızın başkanlığında
oluşturulan ekiplerimizle bu çalışmaları gerçekleştirdik. Yapılan incelemeler sonucunda,
2000 yılı sonrası yapılarda proje bazında ciddi bir sorun olmadığını; ancak 2000 yılı
öncesi yapılarda dönüşüme ihtiyaç duyulan alanların bulunduğunu tespit ettik. Ayrıca
kentimizde riskli alan olarak belirlenen 3 mahallemiz bulunuyor. Bu mahallelerde
yaklaşık 1100 bağımsız bölümde yaşayan vatandaşlarımız dönüşüm bekliyor. Bizim
sorumluluğumuz, bu dönüşümü mümkün olan en kısa sürede hayata geçirerek
vatandaşlarımızı fay hatlarından daha güvenli alanlara, sağlam ve güvenli yapılara
kavuşturmaktır. Bu alanlarla ilgili uygulama kararlarında, bakanlık yetkisinde olan
hususlar da bulunmaktadır. Dolayısıyla bu süreci bakanlığımızla iş birliği içinde
yürütmek zorundayız. Bugün, büyük depremin ardından hem Toplu Konut İdaresi hem
de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, tüm imkânlarını seferber ederek
bölgenin yeniden ayağa kalkması için büyük bir gayret göstermektedir. Depremi
yalnızca “olduğu an” ile sınırlı düşünmemek gerekir. Deprem öncesi hazırlıklar, deprem
anındaki koordinasyon, deprem sonrası hızlı toparlanma ve hatta kentin yeniden inşası;
tüm bu süreçlerin önceden planlanması büyük bir sorumluluk gerektirir.

WorldTurk Reklam

Geçtiğimizgünlerde, Atık su artıma tesisimizin tamamlanmasının ardından boşalan alanla ilgili bir
altyapı çalışması başlattık. 6 Şubat depremini yerinde görmüş, yıkımın büyüklüğüne ve
insanın afet karşısındaki çaresizliğine birebir tanıklık etmiş biri olarak, bu alanların afet
sonrasında nasıl değerlendirilebileceği konusunda öneriler geliştirdik. Altyapısını
tamamladığımız bu alanda şu anda bir konteyner kent çalışması başlatılmış durumda.
Elbette temennimiz böyle bir afeti bir daha yaşamamaktır. Ancak hayatın doğal akışı
içinde bunun ihtimal dahilinde olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle afet öncesinde ve
sonrasında mutlaka hazırlıklı olmak zorundayız. Koordinasyonun ne kadar hayati
olduğunu 6 Şubat’ta hep birlikte gördük. Tüm Türkiye büyük bir dayanışma örneği
sergiledi, ancak ilk günlerde yaşanan koordinasyon eksikliklerinden de önemli dersler
çıkarıldı. Devletimiz, AFAD başta olmak üzere tüm kurumlarıyla bu tecrübelerden ciddi
kazanımlar elde etti. Bizler de geçmişten bugüne, kentimizin fay hatları, yapı yüksekliği
ve riskli alanları konusunda hassasiyet göstermeye çalıştık. Bundan sonra da bu
sorumluluk bilinciyle hareket etmeye devam edeceğiz. İnşallah böyle büyük bir afetle
bir daha karşılaşmayız. Ancak karşılaşırsak da buna hazır olmak zorundayız.” dedi
Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan “Aslında her gün, bulduğumuz her fırsatta bu
gerçeği konuşmamız gerekiyor. Sadece yıl dönümlerinde, anma günlerinde ya da afetler
yaşandığında değil; yirmi dört esaslı bir yaklaşımla, hem kamu görevlileri olarak hem de
birer yurttaş olarak unutmamamız gereken bir gerçekle karşı karşıyayız: Türkiye bir
deprem ülkesidir. Bölgemiz de bu gerçeği derinden yaşamış bir coğrafyadır. 1900’lü
yıllardan sonra özellikle 1914 ve 1971 depremleri başta olmak üzere, birçok yıkıcı
deprem yaşamış; bu depremler sadece fiziki yıkımlara değil, göç politikalarını dahi
etkileyen sonuçlara yol açmıştır. Bu nedenle mutlaka hazırlıklı olmak, bu konuyu sürekli
konuşmak ve dersler çıkarmak zorundayız. Elbette zaman zaman bu konuları dile
getiriyoruz; ancak asıl önemli olan bunları raporlaştırmak ve kamu kurumlarımızın bu
raporlardan somut dersler çıkarmasını sağlamaktır. Yerel yönetimlerimiz, kamu
kurumlarımız ve meslek odalarımızla birlikte bu süreci ortak bir iş birliği anlayışıyla
yürütmemiz gerekiyor. Bu ortak iradenin ve dayanışma duygusunun oluştuğunu görmek
umut verici. Geçtiğimiz süreçte Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin yaptığı
çalışmalar da bu anlamda son derece kıymetlidir. Yapılan çalışmaların sonuçlarının
paylaşılması, bizlere yol göstermektedir. Çünkü biliyoruz ki afetler konusunda hep
söylediğimiz bir gerçek var: Deprem öldürmez, binalar öldürür. Deprem bir doğa
olayıdır; ancak gerekli önlemler alınmadığında bir afete dönüşür. İşte tam da bu noktada
her birimizin sorumluluğu vardır. Vatandaş olarak, kendi afet planlarımızı hazırlamak ve
bu gerçeği unutmamak zorundayız. Kamu kurumları, yerel yönetimler ve meslek odaları
olarak ise çok daha fazlasını yapmakla yükümlüyüz. 6 Şubat depremleri, sadece
Türkiye’nin değil, dünyanın yaşadığı en yıkıcı afetlerden biri olarak hafızalarımıza
kazınmıştır. Türkiye, bu büyük yıkımın ardından insanının feraseti, dayanışma ruhu ve
devletinin gücüyle çok hızlı bir şekilde organize olmuştur. Bugün gelinen noktada 500
bininci konuttan söz ediyoruz; bu, gerçekten çok büyük bir imar ve yeniden yapılanma
sürecidir. Ancak bunun ötesinde, bu süreçten çıkarmamız gereken çok önemli dersler de
vardır. İşte bu nedenle, bugün hocalarımızın rehberliğinde bu dersleri yeniden
değerlendirmek ve “biz daha ne yapabiliriz?” sorusuna cevap aramak çok kıymetlidir.
Türkiye’nin Afet Müdahale Planı, her kurumumuza ve her birimize önemli görevler
yüklemektedir. İl Afet Risklerini Azaltma Planları kapsamında, olası riskler ve alınacak
tedbirler belirlenmiş durumdadır. Ancak bu planların gerçekten işlevsel olabilmesi için,
çalışmaların sürdürülebilir bir şekilde takip edilmesi şarttır. Depremselliğin yanı sıra,
özellikle 2000 yılı öncesi yapı stokumuz ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.
Bu noktada, kıymetli başkanımızla birlikte üzerimize düşen her görevi, güç birliği
içerisinde yerine getirmemiz gerekmektedir. Çünkü bizim en büyük gücümüz, birlikte
hareket edebilme irademizdir. Depremler yalnızca yıl dönümlerinde, anma günlerinde ya
da bir afet yaşandığında hatırlanmaması gereken bir gerçekliktir. Aslında her gün, her
fırsatta bu gerçeği konuşmak ve hatırlamak zorundayız. Türkiye bir deprem ülkesidir ve
bölgemiz de bu gerçeği tarihsel olarak defalarca yaşamıştır. 1914 ve 1971 depremleribaşta olmak üzere, geçmişte yaşanan yıkıcı depremler yalnızca yapı stokunu değil, aynı
zamanda bölgedeki göç politikalarını ve sosyal yapıyı da derinden etkilemiştir. Bu
nedenle hazırlıklı olmak zorundayız. Konuşmak, tartışmak, raporlaştırmak ve dersler
çıkarmak zorundayız. Kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, meslek odalarının bu
noktada alacağı çok önemli sorumluluklar vardır. Afetlere karşı başarı, ancak ortak akıl
ve güçlü iş birliğiyle mümkündür. Bu iş birliği duygusunu bugün burada görmek son
derece kıymetlidir. Geçtiğimiz süreçte TMMOB’un yürüttüğü çalışmalar ve bu
çalışmaların sonuçlarının bizlerle paylaşılması da bu anlamda çok değerlidir. Hep
söylediğimiz gibi; deprem öldürmez, binalar öldürür. Deprem bir doğa olayıdır ancak
ihmaller, plansızlık ve denetimsizlik onu afete dönüştürür. İşte tam da bu noktada her
birimizin rolü ve sorumluluğu vardır. Vatandaş olarak kendi bireysel afet planlarımızı
hazırlamak zorundayız; kamu kurumları ve yerel yönetimler olarak ise çok daha
fazlasını yapmak mecburiyetindeyiz. 6 Şubat depremleri, yalnızca ülkemizin değil,
dünya tarihinin en yıkıcı afetlerinden biri olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Türkiye, bu
büyük felaketin ardından güçlü devlet yapısı, insanımızın dayanışma ruhu ve hızlı
organizasyon kabiliyetiyle önemli bir sınav vermiştir. Bugün itibarıyla 500 bininci
konutun konuşuluyor olması bunun açık göstergesidir. Ancak bu büyük çabanın
yanında, mutlaka çıkarılması gereken dersler de vardır. Türkiye Afet Müdahale Planı ve
İl Afet Risk Azaltma Planları birçok sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak
planların kağıt üzerinde kalmaması, sürdürülebilir ve işlevsel hâle gelmesi için bu
çalışmaların sürekli takip edilmesi şarttır. Özellikle 2000 yılı öncesi yapı stokunun
durumu hepimizin ortak sorunudur. Bu noktada kentsel dönüşüm çalışmaları hayati
önemdedir. Riskli ve rezerv alan ilan edilen mahallelerimizde, kentsel dönüşüm başta
olmak üzere atılan adımları birlikte değerlendirmek, eğitimleri artırmak ve bireysel
farkındalığı güçlendirmek zorundayız. Eğitimler yalnızca düzenlenmekle kalmamalı,
etkin bir şekilde takip edilmelidir. Bireysel hazırlıkların sayısını artırmak, toplumsal
bilinci güçlendirmek ve bu süreci kararlılıkla sürdürmek zorundayız. Sonuç olarak;
afetlere karşı dirençli kentler ancak ortak akıl, güçlü iş birliği ve süreklilikle
mümkündür. Bugün burada, değerli hocalarımızın rehberliğinde bu konuları yeniden ele
almak ve “biz ne yapabiliriz” sorusuna birlikte cevap aramak son derece kıymetlidir.
Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Daha fazla haber için belediyeler bölümünü ziyaret ediniz…

Farklı haberler için youtube, facebookx sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz…

Add a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bültenimize abone olun, Gündemden haberdar olun!

Abone olduğunuzda WorldTürk'ün Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş olursunuz.
WorldTurk Reklam