Elbette günlük hayatta istediğin gibi konuşursun. Konuşma kurallarını bilen biri sana “Konuşma kurallarına uygun konuşmak zorundasın.” diye baskı kuramaz. Kuramaz da… Nasıl konuştuğun, nasıl anlaşıldığını doğrudan etkiler. Ve sen konuşmanla barış da yapabilirsin, savaş da.
İş görüşmesi, sunum, resmî ortam gibi yerlerde kurallara uygun konuşmamak, ciddiye alınmamana neden olabilir.
Yani mesele “Kime ne?” değil; biraz da nerede, kiminle ve hangi amaçla konuştuğundur.

Düşün bir…
Sokakta:
“Napıyon, tamam geliyom.” diye konuşabilirsin.
Ama iş görüşmesinde:
“Napıyon, geliyom.” dersen olumsuz bir izlenim bırakırsın. Seni işe almayabilirler.
Kısacası; istediğin gibi konuşmak senin hakkın. Ama doğru ve düzgün konuşabilmek de bir avantajdır. Hatta sana birçok kapıyı açabilir.
Türkiye Türkçesinin doğru konuşulması; hem anlaşılır iletişim kurmak hem de dili özenli kullanmak açısından önemlidir. Bu, yalnızca “kurallara uymak” değil; aynı zamanda dili bilinçli, açık ve etkili kullanmak anlamına gelir.
Konuşmanın yanlış örnekleri dediğimizde genelde anlatım bozuklukları, dil bilgisi hataları veya günlük konuşmada sık yapılan yanlışlar kastedilir.
Bu arada, yeri gelmişken söyleyeyim: “YALNIŞ” değil, “YANLIŞ”.
“Ben kendim yaptım.” deme.
“Ben yaptım.” de, yeterli.
“Geri iade” asla deme.
“İade etmek” yeterlidir.
“Kesin olabilir.” olmaz.
Ya “Olabilir.” dersin ya da “Kesinlikle olur.”
Cüneyt Arkın’ın cenazesine katılan ünlü bir sanatçımız, röportajında “Ölümüne aşırı üzüldüm.” diyor. Buradaki “aşırı” gereksiz bir fazlalıktır. Aslında “Çok üzüldüm.” demek istiyor. Ben de çok üzüldüm.
Alıcı, marulun ücretini soruyor satıcıya.
Marulun ücreti olmaz ablam, fiyatı olur. Ürün bedeline “fiyat”, hizmet bedeline “ücret” denir.
Anlı şanlı medya sunucuları ağzını aça aça “YAAARIN görüşürüz.” diyor. Oysa doğrusu “Yarın görüşürüz.”dür. “A” kapalı söylenir.
Bir de “GEENÇLİK” var ki evlere şenlik…
Hocam, oradaki “E” kapalı. “Gençlik.”
Laf aramızda, oğlunun adı Cenk ama o ısrarla her defasında “CEEENK” diyor. “E”yi açtıkça açtı.
Bir de dilimize yeni yerleşen yabancı kelimeler var. Onlara ne demeli?
Toplantıya katılmış ama ısrarla “meeting’e katıldım” diyor. Ardından ekliyor:
“Feedback verir misin?”
Yani benden geri bildirim istiyor. Veririm vermesine de… Sen alır mısın? İşte oradan emin olamadım.
“Kimler geldi?” dedim.
“Herkez burada.” dedi.
“Herkez” olmaz, olamaz. Ancak “HERKES burada” olabilir.
“Konuşmam mı etkili, kılık kıyafetim mi?” sıkça sorulur.
İkisi de etkilidir fakat etkileri farklıdır.
Kılık kıyafet ilk izlenimi belirler.
İnsanlar seni ilk gördüğünde kıyafetine bakarak;
“Düzenli mi?”
“Özenli mi?”
“Temiz mi?”
kararını çok hızlı verebilirler.
Bunun içindir ki;
iş görüşmelerinde,
yeni ortamlarda,
kılık kıyafet önce etkili olur.
Peki ya konuşma?
İşte asıl etkiyi yaratan odur.
Bir insanın;
nasıl düşündüğünü,
ne kadar bilgili olduğunu,
kendini nasıl ifade ettiğini,
hayata bakış açısını
konuşmasından kolaylıkla anlarsın.
Rastlamışsınızdır…
Kıyafeti moda dergilerine kapak olacak düzeydedir. Sonra yanına gidersiniz, bir konuşur… Gençlerin moda deyimiyle karizma yerlerde.
Sabah evinden çıkarken kıyafetinin —alım gücün ölçüsünde— uyumlu ve şık olmasına dikkat ediyorsun. İyi de yapıyorsun. Çünkü:
Kıyafet seni içeri sokar.
Konuşma seni orada tutar.
Şimdi karar senin…
Konuşma kurallarını öğrenip ona göre mi konuşacaksın, yoksa sadece isteğine göre mi?
![]()
