WTHA

Bültenimize abone olun, Gündemden haberdar olun!

Abone olduğunuzda WorldTürk'ün Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş olursunuz.
CANLI YAYIN

Ağıralioğlu Uşak’tan Seslendi Herkes Sandık Bekliyor…

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Üzüm üreticisi artık sandık gündemli; buğday üreticisi, çiftçi sandık gündemli; çocuklarımız sandık gündemli; emekliler sandık gündemli! Asgari ücretliler, atanamayan öğretmenler, işçiler sandık bekliyor; taşeronda çalışanlar, devlette işçi statüsünde çalışan 138 bin kişi sandık bekliyor; uzman çavuşlar sandık bekliyor, emekli astsubaylar sandık bekliyor… Herkes sandık bekliyor! Emniyet teşkilatımız yorgun, bağırıyorlar kaç yıldır; sandık bekleniyor. Öğretmenler sandık bekliyor, veliler sandık bekliyor; çocuklarını okula salavatla gönderiyor veliler, sandık bekliyor!” dedi.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Uşak’ta halk buluşmasının ardından gazetecilerle basın toplantısında bir araya gelerek soruları yanıtladı. Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:

 İNSANIMIZI DA MADENLERİMİZİ DE KORUMAK ZORUNDAYIZ

WorldTurk Reklam Alanı

“Genel olarak madenlerle ilgili şöyle bir hassasiyetimiz var: Türkiye’de bu partiler üstü konuşulması gereken bir mesele. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iki zenginliği vardır: İnsanımız ve madenlerimiz. İnsanımızı da korumak zorundayız, madenlerimizi de korumak. Bu zenginliğimiz şu: Biz petrol zengini bir ülke değiliz henüz. Karadeniz’de, Akdeniz’de birtakım sondaj çalışmaları var ve iyi haberler alıyoruz aslında. Henüz böyle kaya gazıdır, çıkarılması mümkün olmayan rezervlerimiz var. Galiba bu Akdeniz’deki sıkışmanın, Ege’deki sıkışmanın arkasında böyle bir şey var. Bunu önemsiyoruz, emeği geçen herkese de teşekkür ederiz, sağ olsunlar. Hükûmetin öyle her yaptığına kızan bir muhalefet değiliz biz. Bunlar kıymetli şeyler, iyi şeyler; yapsınlar. Yaptıkları iyi şeylerin arkasında duracağız.

NADİR ELEMENTLERLE İLGİLİ ANAYASAL DÜZENLEME GEREKİYOR

Nadir elementler diye dünyada biliyorsunuz bir şamata var, özellikle Trump’ın başlattığı. İşte ‘Orayı alacağım, burayı alacağım’, bazı savaş ödemelerini nadir element olarak almaya çalışıyor; böyle birtakım kural tanımaz talepleri var. Biz Anahtar Parti olarak şöyle bir hassasiyet taşıyoruz: Yurt dışına ham, işlenmemiş maden çıkışını durduracağız! Yani böyle kepçeyle, kamyonla, gemiyle ne gönderdiğimizi bilmeden… Ki laboratuvarlarımızın dünya standartlarında olmasını sağlayacağız. Türkiye’deki laboratuvarlarımızı yeterli görmüyoruz. Yurt dışından birtakım laboratuvarlar ve sonuçlar var, onların da ne kadar manipüle edilebilir olduğunu bilmediğimiz için ne gönderiyoruz bilmiyoruz. Bir maden diye gönderiyoruz, içinde belki başka bir şey gidiyordur. Ve bunlar üç kuruşa gidiyorlar, yani hiç böyle bize bir faydası da yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hassasiyet göstermesi gereken şey şu: Önümüzdeki dönem gıda ve su savaşları var. Topraklarını zehirleyen bir ülkenin, sularını düşünmeyen bir yönetimin önümüzdeki dönem çocuklarına güzel bir dünyada var olma imkânı veremeyeceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla toprağı, suyu hayatın merkezine alıyoruz; toprağı, suyu ve insanı! Dolayısıyla zenginliklerimizi de kendimiz işleyecek kadar… Toprağı canımızdan aziz bilmek zorundayız, korumak zorundayız. Meralarımızı korumak zorundayız, sularımızı korumak zorundayız. Bir de tarım ülkesiyiz. Tarım da yapıyoruz, bir dünya insan buradan geçiniyor, istihdam burada. Biz hükûmet-muhalefet polemiği yapmayı çok sevmeyiz. Şöyle bir hassasiyetimiz olması lazım: Türkler, yönetimde kim olursa olsun topraklarını korurlar! Türkler sularını korurlar, çevreyi korurlar, ormanı korurlar, insanı korurlar. Bunun partiler üstü bir hassasiyete oturması lazım. Burada bir devlet ciddiyeti lazımdır. O devlet ciddiyetinin de partileri bile mecbur etmesi lazımdır. Onunla ilgili belki anayasal birtakım düzenlemelerin yapılması gerekecektir. Yani topraklarımız, sularımız için, insanlarımız için… Anayasa neticede insan için yapıldığına göre insanı da hayatta tutabilecek olan bütün imkânların korunması lazım. Ben bu maden işlerimiz dâhil bunlara biraz anayasal çerçeve çizilmesi gerektiğine çok inanıyorum.

DÜNYANIN EN MEDENİ VATANDAŞLIK TARİFİDİR…

Çerçeve yasa ile ilgili çok itirazlarımız oldu bizim, kaygılarımızı ifade ettik. Yeni Parti’nin içerisinden 60 küsur vekil itiraz etti, o iyidir. Saadet Partisi’nden kaygıları bizim kaygılarımıza çok yakın bir hassasiyet; ‘Evet veriyoruz ama çok kaygılıyız’ hassasiyeti vardı, bunu görmezden gelemeyiz. Yeniden Refah çekimser kaldı ama bir sürü kaygıyı sıraladı; dedi ki: ‘Çekimserim ama şunlar şunlar da problem.’ Dolayısıyla ortada bir şey var, yani bir itiraz var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, o zaman Özgür Özel Genel Başkanı iken blok olarak ben aslında itiraz edebilmesini çok istedim, arzu ettim. Onu söyledim de onlara. Yani devleti kuran iradeyseniz siz; devletinize parmak sallayanların, çocuklarınızı öldürenlerin, ‘Birinci Cumhuriyet, İkinci Cumhuriyet’ diye konuşup cumhuriyetin temel niteliklerini tartışabilenlerin safına düşmemek lazımdır! Yani Lozan’ı tartışmaya heves etmişlerin, resmi dilin yanına bir dil daha eklemeye gayret edenlerin, milli bünyemizi, üniter yapımızı ve anayasamızı tartışmaya açabilenlerin yanında devleti kuran partinin ne işi var dedim yani! Devleti kurduğunu söyleyen partinin ne işi vardı? Anayasayı siz yaptınız, Lozan’ı siz imzaladınız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlık tarifini siz yaptınız. Dünyanın en medeni vatandaşlık tarifidir, inanın buna! Herkes kendi kimliğini koruyabilir, devlet o kimlikleri geliştirebilir. Resmi dil başka bir şeydir, ana dil başka bir şeydir. Ulus devletlerin, milli devletlerin tek dili olur; dünyanın her yerinde böyledir. Yani siz öyle kafanıza göre bir dilin yanına bir dil, bir bayrağın yanına bir bayrak, bir başkentin yanına bir başkent ekleme hevesi taşıyabilirsiniz; bu taşıdığınız heves milli devletlerde olmaz! Üniter devletlerde tek dil olur, üniter devletlerde bu otorite merkezi otorite olur. Federasyon hayallerini bu memlekette kabusa çevirecek bir hassasiyet vardır.

MİLLETİN DE BİR SELAMI OLACAK SANDIKTA BAKACAĞIZ

Karneye bakıyorsunuz; karne korkunç. Bu karne ne muhafazakârlığımızın karnesi, ne ona yakışır; ne dindarlığımıza yakışır karne, ne milliyetçiliğimize yakışır, ne mukaddesatçılığımıza… Hiçbir şeyimize yakışmaz bu karne bizim! Ne cumhuriyetçiliğimize yakışır bu karne yani. O yüzden biz o hamaset girdabından çıkarız memleketi, vatanseverlik konuşacağız. Şu omuzları birbirine değdiririz. AK Parti seçmenini de ben çok kıymetli bulurum, MHP seçmenini de kıymetli bulurum. Şundan dolayı: Milliyetçi Hareket Partisi seçmenleri memnun mudurlar bu olandan bitenden? Asla değildirler! AK Parti’ye 25 yıldır oy veren seçmen bu karneden memnun mudur yani? Asla memnun değildir. Cumhuriyet Halk Partisi ikinci yüzyıl karnesinden memnun değildir. Bizim milletimiz vatanını sever, vatanseverdir, devletini sever, devletine hizmet edeni sever. Daha çok sular akacak bu köprülerin altından, konuşacağız bunları. Biz şehitlerimizle beraber, şehitlerimizin maneviyatlarıyla beraber, gazilerimizle beraber, şehitlerimizden kalanlarla beraber, bu uğurda mücadele etmiş ailelerle beraber, aşiretlerle beraber, korucularla beraber, her evladını kendi evladı bilmiş, yüreğine gömmüş Türk milletiyle beraber sandıklarda bekleyeceğiz! Siz selamınızı, selam verdiklerinizi, katillerinizi, mikrofon gönderdiklerinizi, komisyon kurduklarınızı, Mecliste çalıştırdıklarınızı, neyiniz varsa alın gelin! Biz de sizi sandıklarda bekleyeceğiz, görüşeceğiz! Selamınızı verdiklerinizle beraber, selam gönderdiklerinizle beraber bekliyoruz sizi, alın gelin! Siz Öcalan’ı, siz Kandil’deki katilleri, siz cezaevinde yatmış, evlatlarınızı öldürmüş, yaşlandı diye çıkarmaya heves edip çıkardıklarınızı… Hep ne varsa, neyiniz varsa alın gelin; biz de sizi bekliyor olacağız, göreceğiz. Göreceğiz bakalım! Milletin de bir selamı olacak sandıkta, bakacağız.”

Bu Haberi Paylaş:

Bültenimize abone olun, Gündemden haberdar olun!

Abone olduğunuzda WorldTürk'ün Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş olursunuz.
WorldTurk Reklam Alanı