Abdullah Özeren: Üniversiteler Siyasetin Değil, Bilimin Alanı Olmalı
Saadet Partisi Denizli İl Başkanı Av. Abdullah Özeren, Türkiye’de akademik özgürlüğün son yıllarda ciddi ölçüde gerilediğini belirterek üniversitelerin özerkliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. V-Dem verilerine göre akademik özgürlük endeksinin son 10 yılda yaklaşık yüzde 68 gerilediğine dikkat çeken Özeren, “Üniversiteler herhangi bir siyasi anlayışın arka bahçesi hâline getirilmemelidir” dedi.
Saadet Partisi Denizli İl Başkanı Av. Abdullah Özeren ile Türkiye’de akademik özgürlüğün durumu, üniversitelerin özerkliği, akademisyenlerin araştırma ve ifade özgürlüğü ile yükseköğretim sisteminde yapılması gereken düzenlemeleri konuştuk.
Üniversitelerin yalnızca diploma veren ve gençleri mesleğe hazırlayan kurumlar olmadığını belirten Özeren, üniversitelerin aynı zamanda bilginin üretildiği, farklı fikirlerin tartışıldığı ve bilimsel düşüncenin geliştiği merkezler olduğunu ifade etti. Üniversitelerin gerçek işlevlerini yerine getirebilmesi için akademik özgürlüğün güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
AKADEMİK ÖZGÜRLÜKTE 10 YILDA YÜZDE 68 GERİLEME
Türkiye’de akademik özgürlüğe ilişkin verilerin dikkat çekici bir gerilemeye işaret ettiğini belirten Özeren, V-Dem verilerine göre Türkiye’nin Akademik Özgürlük Endeksi’nin 2015 yılında 0,278 seviyesindeyken 2025 yılında 0,088’e düştüğünü söyledi. Bu düşüşün yaklaşık yüzde 68’e karşılık geldiğini kaydeden Özeren, akademik özgürlük sorununun yalnızca belirli olaylarla sınırlı olmadığını, yükseköğretim sisteminin tamamını ilgilendiren bir mesele olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.
Akademik özgürlüğün yalnızca akademisyenlerin düşüncelerini açıklayabilmesi anlamına gelmediğini belirten Özeren, araştırma ve öğretim özgürlüğünün, akademik bilginin yayılmasının, üniversitelerin kurumsal özerkliğinin ve kampüslerde özgür bir tartışma ortamının da bu kavramın temel unsurları arasında bulunduğunu dile getirdi.
ARAŞTIRMA VE ÖĞRETİM ÖZGÜRLÜĞÜ DE GERİLEDİ
Araştırma ve öğretim özgürlüğündeki gerilemeye de dikkat çeken Özeren, bu alandaki göstergenin 2012 yılında 0,49 iken 2025 yılında 0,14 seviyesine düştüğünü belirtti. Bunun yaklaşık yüzde 71’lik bir gerileme anlamına geldiğini ifade eden Özeren, akademisyenlerin araştırma konularını bilimsel gerekliliklere göre belirleyebilmesinin önemine işaret etti.
Üniversitelerin temel görevinin soru sormak, araştırmak ve bilimsel bilgi üretmek olduğunu vurgulayan Özeren, akademisyenlerin farklı kaygılar nedeniyle araştırma yapmaktan veya ulaştıkları sonuçları açıklamaktan çekinmelerinin bilimsel gelişimi olumsuz etkileyebileceğini söyledi.
Akademik ve kültürel ifade özgürlüğündeki gerilemenin de önemli bir sorun olduğunu belirten Özeren, bu alandaki göstergenin 2012 yılında 0,37 iken 2025 yılında 0,10’a gerilediğini ifade etti. Özeren, üniversitelerin farklı düşüncelerin özgürce karşılaşabildiği ve tartışılabildiği kurumlar olması gerektiğini kaydetti.
ÜNİVERSİTELER SİYASETİN DEĞİL, BİLİMİN ALANI OLMALI
Üniversitelerin yönetim sisteminin akademik özgürlük açısından önemli bir başlık olduğunu dile getiren Özeren, rektörlerin belirlenme sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
2016 yılında rektör adaylarının üniversitelerde yapılan seçimlerle belirlenmesi uygulamasının sona erdiğini hatırlatan Özeren, mevcut sistemde devlet üniversitelerinin rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından atandığını belirtti. Üniversitelerin yönetiminde akademik camianın katılımını artıran bir modelin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Saadet Partisi olarak üniversitelerin siyasi çekişmelerin dışında tutulmasını savunduklarını belirten Özeren, rektör belirleme sürecinde liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirliğin esas alınması gerektiğini söyledi.
Özeren, üniversitelerin herhangi bir siyasi anlayışın arka bahçesi hâline getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bizim ihtiyacımız ‘bizim üniversitelerimiz’ değil, milletimizin ve insanlığın ortak birikimine katkı sağlayan bilim üniversiteleridir” anlayışını dile getirdi.
AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞÜN ÖNÜNDEKİ GÖRÜNMEYEN ENGEL: ÖZ SANSÜR
Akademik özgürlüğün yalnızca yasaklar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Özeren, öz sansürün de önemli bir sorun olduğunu ifade etti.
Akademisyenlerin bazı konuları araştırmaktan, tartışmalara katılmaktan veya bilimsel sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmelerinin bilimsel üretimi olumsuz etkileyebileceğini belirten Özeren, üniversitelerde özgür düşünce ortamının oluşturulmasının önemini vurguladı.
Bilimin gelişmesinin soru sorma ve mevcut kabulleri sorgulama cesaretine bağlı olduğunu belirten Özeren, üniversitelerde farklı düşüncelerin baskıyla değil, bilimsel tartışma ve karşılıklı fikir alışverişiyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
AKADEMİSYENLERİN DİJİTAL YAYINLARI DESTEKLENMELİ
Akademisyenlerin bilimsel bilgiyi toplumla paylaşmasının önemine de değinen Özeren, günümüzde sosyal medya ve dijital yayın platformlarının bilim iletişimi açısından önemli bir araç hâline geldiğini belirtti.
Akademisyenlerin YouTube ve benzeri dijital platformlarda bilimsel ve eğitsel içerikler üretmesinin toplumun bilgiye erişimine katkı sağladığını ifade eden Özeren, devlet üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin bu platformlardan gelir elde etmelerine ilişkin hukuki belirsizliklerin tartışılması gerektiğini söyledi.
Söz konusu faaliyetlerin ticari faaliyetlerle aynı şekilde değerlendirilmesinin akademisyenlerde soruşturma ve ceza endişesi oluşturabileceğini belirten Özeren, bu durumun bilim insanlarının dijital yayınlarını sonlandırmalarına ve öz sansürün yaygınlaşmasına yol açabileceğini dile getirdi.
Bilimsel ve eğitsel içerik üretiminin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Özeren, gelir elde edilen faaliyetlerde mutlak yasak yerine şeffaf bildirim, üniversite izni ve çıkar çatışmasının denetlenmesi gibi düzenlemelerin uygulanabileceğini ifade etti.
Akademisyenlerin bilimsel bilgilerini toplumla paylaşmalarının teşvik edilmesi gerektiğini belirten Özeren, bilim iletişiminin önündeki belirsizliklerin giderilmesinin önemine dikkat çekti.
AKADEMİSYENLER ÜNİVERSİTE DUVARLARI ARASINDA KALMAMALI
Bilim insanlarının yalnızca üniversitelerde araştırma yaparak değil, toplumsal hayatın farklı alanlarında da katkı sunarak ülkenin gelişimine destek olabileceğini belirten Özeren, akademisyenlerin yerel yönetimlerde, sanayide ve siyasette daha fazla görev alabilmesinin önemini vurguladı.
Üniversitelerde üretilen bilimsel bilginin uygulamaya geçirilmesi ve toplumun yararına sunulması gerektiğini ifade eden Özeren, akademisyenlerin bilgi ve deneyimlerinden farklı alanlarda da yararlanılmasının önündeki hukuki ve kurumsal engellerin kaldırılması gerektiğini söyledi.
Özeren, akademik özgürlüğün yalnızca bilimsel araştırma ve ifade özgürlüğüyle sınırlı olmadığını, bilimsel bilginin toplumsal hayata aktarılabilmesinin de önemli olduğunu dile getirdi.
SAADET PARTİSİNDEN ÜNİVERSİTELER İÇİN ÖZERKLİK VE LİYAKAT VURGUSU
Saadet Partisi olarak üniversitelerin daha özgür, özerk ve üretken kurumlar hâline gelmesini istediklerini belirten Özeren, bu doğrultuda atılması gereken adımları da sıraladı.
Üniversitelerin kurumsal özerkliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Özeren, rektörlerin belirlenmesinde akademik camianın katılımını artıran, liyakat ve şeffaflığı esas alan bir sistemin oluşturulmasını savundu.
Devletin yükseköğretim alanındaki denetim ve düzenleme sorumluluğunun devam etmesi gerektiğini belirten Özeren, bu denetimin akademik kararlar üzerinde baskıya dönüşmemesi gerektiğini söyledi.
Araştırma ve öğretim özgürlüğünün güvence altına alınmasının önemine değinen Özeren, akademisyenlerin araştırma konularını bilimsel ölçütlere göre belirleyebilmesi, sonuçlarını özgürce yayımlayabilmesi ve öğrencileriyle farklı fikirleri tartışabilmesi gerektiğini ifade etti.
Üniversitelerde özgürlük ile hesap verebilirlik arasında dengeli bir yapı kurulması gerektiğini belirten Özeren, kurumsal özerkliğin denetimsizlik anlamına gelmediğini, kamu denetiminin de akademik hayat üzerinde baskı oluşturmak için kullanılmaması gerektiğini kaydetti.
“ÖNCE AHLÂK VE MANEVİYAT” ANLAYIŞIYLA BİLİM
Saadet Partisi’nin “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışının bilime karşı olmadığını vurgulayan Özeren, bilginin ahlâk, hakkaniyet ve insanlığın faydasıyla buluşması gerektiğini söyledi.
Bilimsel özgürlüğün akademik etik, liyakat ve topluma karşı sorumlulukla birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade eden Özeren, üniversitelerin hem özgürce araştırma yapabilen hem de toplumun ihtiyaçlarına çözüm üretebilen kurumlar olması gerektiğini dile getirdi.
Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanında gelişmesinin güçlü üniversitelerle mümkün olacağını belirten Özeren, akademisyenlerin özgürce araştırma yapabildiği, öğrencilerin farklı fikirlerle karşılaştığı ve üniversitelerin kendi akademik kararlarını bilimsel esaslara göre alabildiği bir yükseköğretim sistemine ihtiyaç olduğunu söyledi.
Özeren, Türkiye’nin geleceği için özgür, ahlâklı, liyakatli ve üretken üniversitelerin önemine dikkat çekerek değerlendirmelerini tamamladı.
