Merhaba,
Bazen bir cümle, insanın yüreğinde bir kapıyı aralar.
“Gerçekten de köşe yazısı yazmak istiyor musunuz?”

O kapının ardında sizi neyin beklediğini tam olarak bilmeseniz de, uzun zamandır kâğıda dökülmeyi bekleyen sözleriniz vardır. İşte ben, bu satırları açılan o kapıdan yazıyorum.
Bugüne kadar köşe yazmam konusunda çok teklif aldım. Nedenini ben de tam bilemiyorum ama her seferinde teşekkür ederek geri çevirdim. Peki şimdi ne oldu da yazmak istedim?
Aslında bu kez yazmak istediğimi ben söyledim. WorldTürk Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Dr. Müjge Avşar Karaca’ya, “Ben de köşe yazmak istiyorum,” dedim. Müjge Hanım bana, “Gerçekten istiyor musunuz?” diye sordu. Ben de “Evet,” deyince, bir anda kendimi WorldTürk köşe yazarları arasında buldum.
Adım yerini aldı ama doğrusu içimi de bir telaş sardı.
İlk köşe yazımı kaleme alırken, neyi anlatmalıydım? Dünyanın gürültüsünü mü, yoksa içimizin sessizliğini mi?
Gündelik hayatın koşuşturması içinde adeta canlı robotlara dönüşüyoruz. Kendimizi otomatik pilota alıyoruz. Sabah kalk, işe git, bir şeyler yetiştir, akşam dön ve yeniden başa sar… Koş dur, koştur dur…
Bu döngü içinde kaybettiğimiz küçük ama değerli anlar var: Bir dostun samimi gülüşü, sokakta oynayan bir çocuğun neşesi ya da hiç beklemediğimiz bir anda içimizi ısıtan bir bakış…
Büyük laflar etmekten ziyade küçük şeylerin kıymetini hatırlatmak istiyorum. Çünkü hayat çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük ayrıntılardan oluşur.
Bu yazı bir başlangıç. Hayatın içinde hangi konu varsa, ne yaşıyorsam, ne yaşıyorsak, onları anlatacağım sizlere.
Hayatın içindeki konular, çoğu zaman en büyük meselelerin aslında en sade hâlleridir. Büyük kavramlara ihtiyaç duymazlar; bir sabah uyanırken hissedilen yorgunlukta, akşam eve dönerken kurulan kısa hayallerde saklıdırlar. Ve en önemli özelliği, herkesin kendinden bir parça bulabilmesidir.
Aslında hepimiz benzer şeyleri yaşıyoruz: Umut ediyoruz, yoruluyoruz, yıkılıyoruz, toparlanıyoruz ve yeniden başlıyoruz.
Tohum atıldı toprağa… Öyleyse;
Yaz gazeteci, yaz!
Doğru bildiğini yaz.
Sadece gördüğünü yaz.
Tozun, dumanın, karmaşanın içinden çekip çıkar gerçeği.
Kelimelerin susmasın.
Kolay mı? Değil.
Hangi gerçek kolay oldu ki?
Korku bazen fısıldadı: “Sus…”
Rahatlık kandırdı: “Boş ver, sana ne…”
Ama vicdan her zaman haykırdı: “Konuş!”
Konuştun…
Şimdi de “Yaz!” diyor.
Yazacağım elbet.
Ne çok iddialıyım, ne de çok sönük.
Ama içten bir sözle başlamak istiyorum:
Merhaba.
